İnsanlar yedikleri besinlere benzerler. Beslenmenin önemi, insanın varoluşunun en kritik basamağı oluşunda gizlidir. Fakat bu gizleniş bizim bu çalışmada tartışacağımız üzere, kendisini toplumsal cinsiyetle de bağlantı kurmasında saklamaktadır. Diğer bir deyişle, hepimizin yaşamak için gereksinim duyduğumuz beslenme alışkanlıkları, toplumsal cinsiyet normlarıyla da kaynaşarak beslenme alışkanlıklarımızı etkilemektedir. Nasıl ki beslenme alışkanlıklarımız zamandan, coğrafi şartlardan, ekonomik şartlardan ve kültürden etkileniyorsa, toplumsal cinsiyet normlarından da aynı oradan hatta daha fazla etkilenmektedir. Ancak, biz bu etkilenişin toplumsal cinsiyet normlarıyla olan ilişkisinin çoğu zaman farkında değilizdir. Beslenme alışkanlıklarımızın toplumsal cinsiyet olan ilişkisini daha iyi anlamak için öncelikle toplumsal cinsiyet kavramının ne olduğunu açıklamalıyız.

Yazar

Uzman Sosyolog Ahmet Yüksel

Kategori

Gastronomi, Sosyoloji

Yayınlanma Tarihi

Eylül 2, 2020

Yazar Instagram

yasamkocuahmetushumanus

Beslenme alışkanlıklarımızın toplumsal cinsiyet olan ilişkisini daha iyi anlamak için öncelikle toplumsal cinsiyet kavramının ne olduğunu açıklamalıyız.
Toplumsal cinsiyet, “bir toplumdaki uygun erkek ve kadın davranışları, onlara ait özellikleri ve rolleriyle ilgili yaygın olarak paylaşılan beklenti ve normları ifade eder.” (Gupta, t.y.: 1) Diğer bir deyişle, cinsiyetimiz sadece biyoloji aracılığıyla değil, aynı zamanda toplumsal olarak inşa edilir. Bu inşa ediliş sürecinde ihmal edilen önemli bir noktası bu yazının temel konusu olan “beslenme alışkanlıklarımızın” toplumsal cinsiyet normları tarafından nasıl şekillendiğidir.
Hepimizin kabul edeceği üzere, beslenme ihtiyacı, insani bir ihtiyaçtır. Ancak, insanın sosyal bir varlık olduğunu hatırladığımız zaman beslenmenin de bu sosyalleşme sürecinden etkilendiğini düşünmemiz gerekmektedir. Öyleyse bu yazımız için şu soruları sorarak devam edelim; “Besinlerin sahipleri kimlerdir?” ya da “Besinler nasıl kadınların yiyecekleri veya erkeklerin yiyecekleri olarak gruplanmaktadır?” Şimdi bu gruplamanın tarihsel olarak ilk örneği olan, “et versus sebze, meyve, ot ve tahıl” karşıtlığını inceleyerek beslenme alışkanlıklarımızın nasıl toplumsal cinsiyet normlarıyla eklemlendiğini açıklamaya çalışalım.
Toplumsal olarak yüceltilen erkeklik, et yemekle deyim yerindeyse kutsallaştırılır. Oysa, kadınlar, toplumda yerilen bir konumda olarak etten uzak tutularak ya da kadınların ete gereksinimi olmadığı gerekçesiyle, gönüllü veya gönülsüz olarak sebze, meyve, ot ve tahıla yönelerek beslendiği varsayılır. Varsayılmasının ilk nedeni toplumsal cinsiyet kavramının kendisinin de “varsayım” üzerinden inşa ediliyor olmasıdır. Başka bir ifadeyle, toplumsal cinsiyet normları gerçeklikten ziyade belirli türden varsayımların hakikat olarak kabul edilerek, kadınların ve erkeklerin cinsiyetlerini toplumsal mecrada düzenlenmesini içermektedir.
Yukarıda değindiğimiz gibi erkeklerin “et” yemekle, kadınların ise sebze, meyve, ot ve tahılla özdeşleştiği beslenme alışkanlıklarının çoğu hepimiz tarafından benimsendiği ve bu benimsenişinde davranışsal olarak beslenme alışkanlıklarımıza yansıdığının çoğu zaman farkında değilizdir. Masallar, öyküler, mitler, romanlar, sinema ve sosyal medya aracılığıyla hepimizin beslenme alışkanlıkları sürekli biçimde bu ayrımı içselleştirmemizde yardımcı olur. Böylece, günlük yaşamda devam ettirdiğimiz beslenme alışkanlıklarımız oluşturulan bu ayrım üzerinden hepimizin tabaklarına yansır. Adam’s bu durumu şöyle özetler; “yiyecekle ilgili tabuların çoğu et tüketimi hakkındadır ve erkekler kıyasla kadınlara daha çok yasak konur”. (Adams, t.y.: 79)
Peki, bu yasaklar kimin yararına ya da zararınadır? Yasakların yararlarını ya da zararlarını daha anlaşılır kılmak için önce toplumsal cinsiyet normlarının hayatımızda yarattığı pratik sonuçlara değinelim. Toplumsal cinsiyet normları, sosyalleşme sürecimizde biyolojik cinsiyetimize uygun olarak belirlen düşünce ve davranış kurallarını bizlere hazır olarak toplum tarafından öğretilmektedir. Ancak, bu öğrenme süreci hepimizin bildiği üzere kadın ve erkek arasında toplumsal, psikolojik, ekonomik, hukuksal ve beslenme alışkanlıklarımız ve daha birçok alanda eşitsizliğe neden olmaktadır. Yukarıda kısaca değindiğimiz beslenme alışkanlıklarının kadın ve erkekler arasında yarattığı sorunlar hem toplumsal olarak hem de tıbbi açıdan bazı kötü sonuçlara sebebiyet vermektedir.
Besinlerin kadınsı ya da erkeksi olarak bölünmesi yukarıda değindiğimiz gibi, erkeklerin et yemekle özdeşleştirildiği kadınların ise et dışında varolan diğer besinlerle beslendiği varsayılır ve bu varsayıma da uyulması beklenir. Besinlerin bu şekilde ayrıştırılması yani erkeklerin sürekli olarak et ve et ürünleriyle beslenmesi ve kadınlarında diğer besinlerle beslenmesinin sonucu, ilk olarak kötü beslenmenin sonucu olarak birçok rahatsızlığa sebebiyet vermektedir. Biz burada bu rahatsızlıkları tartışmak yerine, bunu önleyebilmenin yolunu katı bir şekilde belirlenen toplumsal cinsiyet normlarını esneterek yapılmasını gerektiğini vurgulayacağız.
Kabul etmeliyiz ki, kadın ve erkeğin biyolojik olarak doğaları farklı olduğu için beslenme gereksinimleri farklı olabilir. Ancak, bu farlılık sanki hayatımızda varolan tek farklılıkmış gibi algılanarak, beslenmemiz toplumsal olarak birçok probleme davetiye çıkarmaktadır. Diğer bir deyişle, sürekli et tüketmenin yarattığı problemlerle sürekli olarak sebze, meyve, ot ve tahılla beslenmekte yine bir dizi sağlık problemlerinin yaşanmasına sebep olmaktadır.
Unutmamalıyız ki, dengeli beslenme her besin grubundan dengeli ve yeterli miktarda tüketilmesi ile sağlanır. Biz, bu yazımızda, dengeli beslenmemize engel teşkil eden ve çoğu zamanda farkında olmadığımız toplumsal cinsiyet normlarının beslenmemiz üzerinde nasıl ve ne gibi sınırlandırmalara yol açtığına tartıştık. Buradaki işaret etmek istediğimiz nokta, doğada kadın ya da erkeğe ait bir besinin olmadığıdır. Hatta, hiçbir türe ait bir besin olduğunu söylemek dahi zordur Besinler, türü her ne olursa olsun insanların ve diğer tüm canlıların ortak nimetleridir. Bu sebeple, iyi beslenmek doğada varolan tüm canlıların hakkıdır. Neden bu hakkı tür ve cins olarak ayrıştırarak, canlıların en temel hakkı olan beslenmeyi neden sadece insanların ve erkeklerin hakkı olarak görelim?
Uzman Sosyolog Ahmet Yüksel
KAYNAKÇA
ADAMS Carol J., Etin Cinsel Politikası, çev. G. Tezcan, M. E. Boyacıoğlu, 2013. b., İstanbul: Ayrıntı Yayınları,.
GUPTA Geeta Rao, “Gender, Sexuality, and HIV/AIDS: The What, the Why, and the How”, 8.